Blog

Hac Organizasyonu

Hac, İslâm’ın beş şartından birisidir. Hem maddi  hem de manevi bir ibadettir.

Dini bir terim olarak hac, “Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek” suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir.

Hac, kelime olarak, “yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek” anlamlarına gelir.

Dini bir terim olarak hac, “Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek” suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir.

Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, “Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır.” buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” buyurmaktadır.

Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.

Haccın Faziletleri

Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.

Hac Kimlere Farzdır ?

Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır.

Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz.

Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının, beklemesi gereken süreyi tamamlamış olması lazımdır.

Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.

Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa – kul hakları hariç – annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner” hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla birlikte haccın fazileti konusunda birkaç hadis-i şerif daha zikretmek yararlı olacaktır.

Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur:

“Makbul haccın karşılığı Cennetten başka bir şey değildir. Umre de diğer bir umre ile arasındaki günahları siler.”

Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki bir soruya Peygamberimiz: “Allah ve Rasûlüne iman” şeklinde cevap vermiş; sonra hangisi ? diye sorulunca;

“Allah yolunda cihad” buyurmuş, sonra hangisi? denince;

“Makbul hac” diye cevap vermiştir.

Hacceden kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz;

“Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse onları bağışlar” buyurmaktadır.

Konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif de şöyledir:

“Hac ve umreyi art arda yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder.”

Bir hadis-i şerifte de hac ve umre normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılmayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir ki, bu da haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu göstermektedir.

Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün olan Arafe gününde saçı başı dağılmış, toza toprağa belenmiş bir vaziyette el açıp Allah’a yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.

Haccın Hikmetleri

Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve ahiret hayatı için pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:

Her insan yaratılışı gereği Yüce Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme imkanı veren bir ibadettir. Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve mevki gibi dünyevi unsurlardan sıyrılarak Allah’a yönelir. Sonsuz güç ve kudret sahibinin karşısında teslimiyetini ve bağlılığını ifade eder. Bu durum kendisine Allah’a kul olma zevkini tattırır.

Hac; renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu, lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua ettiren ve Kâbe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti, insanlara makam, mevki, mal mülkle böbürlenmemeyi, İslâm kardeşliği içinde tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir.

İslâm Dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve Ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Adem’den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, müminlerin dini duygularını güçlendirir, İslâm’a bağlılıklarını artırır.

Dünyanın dört bir tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı binlerce müslümanın birbirleriyle kaynaşması ve görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum müslümanların birbiriyle irtibat kurmalarına, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına ve hatta ticari bağlantılar kurmalarına imkan sağlar.

Hac ibadetiyle müslüman, Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği sağlık, yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Hac yapan müslümanlar sabır, tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere göğüs gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket ederek aynı şeyleri yapabilme, yardımlaşma, dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme… gibi ahlaki özelliklerini geliştirirler.

Hac, müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar bırakır. Bu hatıralar; müminin hacdan sonraki yaşamında istikametini kaybetmemesine hizmet eder. Hac, müminin hayatında adeta bir dönüm noktası oluşturur.

Arafat gibi mahşerin örneğini oluşturan bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve günahlarından sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay eski işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac, günahkar müslümanlar için bir arındırma ve iyileştirme işlemi görür.

Hac sayesinde müslümanlar arasında güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde müspet anlamda önemli değişmeler olur. İnsanları birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi olumsuz düşüncelerin törpülenmesi sağlanır.

Kısaca haccın, başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok hikmetleri, ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yararları vardır. Yukarıda yalnızca bunlardan bazıları zikredilebilmiştir.

Kâbe

Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk binadır. Allah’ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Mekke’de yapılmıştır.

“Mescid-i Haram” denilen mabedin ortasında bulunan Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m olan 145 m2 alan üzerine kurulmuş taş bir binadır. Üzeri siyah bir örtü ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.

Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır.

Doğu köşesine “Hacer-i Esved” veya “Şarki”, kuzey köşesine “Irakî”, batı köşesine “Şâmî” ve güney köşesine de “Yemânî” denir.

“Hacer-i Esved”, Kâbe’nin doğu köşesinde yerden 1.5 m yükseklikte bulunmaktadır. “Hacer-i Esved” siyah taş demektir. Hz. İbrahim tarafından tavafa başlanacak yere işaret olmak üzere konulmuştur. Başlangıçta çevresi 18-19 cm olan bu taş, çeşitli yıkımlar sebebiyle birkaç defa kırılmıştır. Şimdi, ilk olarak konulduğu köşede, gümüş muhafazalı kurşun içine gömülü yedi parça halinde bulunmaktadır.

Kâbe’nin, kuzeydoğu duvarında (Hacer-i Esved ile Irakî köşeleri arasında) Hacer-i Esved köşesine yakın ve yerden 1.97 m kadar yükseklikte bulunan altın kaplı bir kapısı vardır. Kapı 1.8 x 3.5 m boyutlarındadır. Kapı ile Hacer-i Esved köşesi arasında kalan bölüme “Mültezem” denir.

Kâbe’nin kuzeybatı duvarının (Irakî ile Şamî köşelerinin) karşısında, yerden 1.25 m yükseklikte yarım daire şeklinde bir duvar bulunur. Bu duvara “Hatim” denir. Tavaf bu duvarın dışından yapılır. Bu duvar ile Kâbe arasında kalan boşluğa da “Hicr-i Kâbe”, “Hicr-i İsmail” veya “Hatîra” denir. Bu boşlukta Kâbe’ye yönelerek namaz kılınabilir, dua edilebilir. Ancak Kâbe’ye yönelindiği gibi buraya yönelip namaz kılınmaz.

Kâbe’nin “Hatîm”‘e bakan duvarının üst ortasında altından yapılmış bir oluk bulunmaktadır. Halk arasında “Altın Oluk” diye bilinen bu oluğa “Mizab-ı Kâbe” denir.

Mescid-i Haram

“Mescid-i Haram”, Mekke’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu büyük bir mabettir. Buna “Harem-i Şerif” de denir. Mescid-i Haram, Hz. Peygamber döneminde, Kâbe’nin etrafındaki küçük bir alandan ibaret iken ilk olarak Hz. Ömer tarafından genişletilmiş ve etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Daha sonraları Mescid-i Haram günümüze kadar pek çok defa genişletilmiştir.

Bugün Mescid-i Haram, yüz binlerce insanın içinde ibadet edebileceği genişlikte bir alana sahiptir.

Mescid-i Haram’ın içinde, Kâbe’den başka “Makam-ı İbrahim” ve “Zemzem” kuyusu bulunmaktadır.

“Makam-ı İbrahim”, yaygın görüşe göre, Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ya da insanları hacca çağırırken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Burası “Kâbe Kapısı” nın bulunduğu duvarın karşısında Kâbe’ye yakın bir yerde bulunmaktadır.

“Zemzem”, Allah’ın Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’e ihsan ettiği suyun adıdır. Zemzem suyunun ortaya çıkışı şöyle olmuştur: Hz. İbrahim, Allah’ın emriyle eşi Hacer ve süt emmekte olan oğlu İsmail’i zemzemin bugünkü yerinde bulunan büyük bir ağacın altına yerleştirmişti. O sırada Kâbe yapılmamış ve Mekke şehri kurulmamıştı. Etrafta ne bir insan, ne su, ne de bir hayat belirtisi vardı. Bu şartlar altında yaşamaya devam eden Hacer, nihayet su ve yiyeceği bitince çaresiz kalmış, bir can yoldaşı görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek umuduyla önce “Safa Tepesi” ne, sonra da “Merve Tepesi” ne çıkmış ve bunu yedi defa tekrarlamış. Merve Tepesi’ne son gelişinde oğlunu bıraktığı taraftan bir ses duymuş. Oğlunun yanına geldiğinde orada Cebrâil tarafından zemzem suyunun çıkarılmış olduğunu görmüş.

Yeryüzündeki suların en üstünü olan “Zemzem”, halen Kâbe’nin 20 m. kadar doğusunda, “Makam-ı İbrahim” e yakın bir yerde bulunan kuyudan çıkmaktadır. Bu kuyu tavaf alanının altındadır. Kuyuya biri bayanlara diğeri erkeklere ait olmak üzere iki ayrı yerden merdivenlerle inilmektedir. Zemzem suyu, içildiği gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir.

Hz. Peygamber zemzem hakkında şöyle buyurmuştur: “Zemzem hangi niyet için içilirse o niyet içindir.”(13) Bu itibarla zemzem içerken dilek ve niyeti belirterek içmek uygundur.

Zemzem içerken, “Allah’ım! Senden yararlı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifa istiyorum.” diye dua edilir.

Mescid-i Haram, yeryüzündeki tüm mescidlerden üstündür. Burada kılınan namaz da diğer mescidlerde kılınan namazlardan fazilet bakımından kat kat üstündür.

UMRE ORGANİZASYONU

Umre, lügaten; ziyaret manasınadır. Şer’an; ihramlı olarak Beytullah’ı ziyaret etmek ve Safa ile Merve arasında sa’y yapmaktır.

Umrenin tarifi ve hükmü:
Umre belirli bir vakte bağlı olmaksızın arefe ve kurban bayram günleri (5 gün) haricinde istenildiği zaman ihram giyip, tavaf ve sa’y yaparak tahlik (saçı kazımak) ve taksir (saçı kısaltmak) dan ibarettir.

Umrenin farzları:
* İhram
* Tavaf
Bunlardan ihram şart, tavaf ise rükündür.

Umrenin vacibleri:
* Sa’y (Diğer mezheplerde rükündür)
* Saçı kazımak veya kısaltmaktır. (Hanefi ve Malikilere göre vacib, Şafii ve Hanbelilere göre rükündür)
Hanefi ve Maliki mezhebinde, ömründe bir defa umre yapmak müekked sünnet; Şafii ve Hanbeli mezhebinde ise farz sayılmıştır.

Umrenin mikat mahalli:
Mekke-i Mükerreme’ye mikat mahallinin dışından gelenler için, haccın mikat mahalleridir. Hilde bulunanların mikat mahalli hilldir. Mekke’de bulunanlar, gerek Mekkeli gerekse yabancı olsun umre için mikat mahalli hilldir. Bunlar harem bölgesi dışına çıkarak (Ten’im, Hudeybiye, Cirane) ihrama girerler.

Umrenin fazileti

Manası: Hac ile umreyi de ALLAH için tam yapın. (Bakara Suresi ayet 196)

Manası: Umre (daha sonra yapılacak) umreye kadar ikisi arasında vaki olacak (küçük günah)lar içinde keffarettir. Mebrur olmuş bir haccın karşılığı ancak cennettir. (Buhari c.2 s.198)

Manası: Yaşlının, çocuğun, zayıfın ve kadının cihadı hac ve umredir. (Nesai c.2 s.3)

Manası: Hz. Ömer’den rivayet edilmiştir. Hz.Ömer (r.a), Resulullah Efendimiz’den umre için izin talebinde bulundu. Ona izin vererek: “Ey kardeşim, yapacağın duaların bir kısmına bizi de ortak et. Sen bizi (duada) unutma” dedi. (Sünen-i ibn-i Mace)

Manası: Hz. Aişe validemizden rivayet edilmiştir. Resulullah Efendimiz, Hz. Aişe validemiz umre yapacağında buyurdular ki: “Yorgunluğun ve harcadığın miktar kadar sana ücret vardır.” (Et-Terğib ve’t-Terhib c.2)

Manası: “Ramazan-ı Şerifte bir umre, benimle yapılan bir hacca muadildir. (Müttefekun Aleyh)

İhram Nedir Nasıl Giyilir.

İhram: Niyet ve telbiyeden ibarettir ki hacca yahut umreye veya kırana göre her ikisine niyet ederek harama dâhil olmaktır. Bu esnada erkeklerin büründükleri rida ve izar denilen iki parça örtüye halk arasında ihram denilmektedir (hanımların ihramları normal elbiseleridir). Hac ve umre ibadetlerini eda etmek için bir kısım mubahları haram kılmaktır. (İnaye c.2,s.429)
İhrama girmenin esrarı ve hikmeti: Dünya ziyneti olan elbiselerden soyunarak; doğumu ve ölülerin diriltilmesini, mahşer yerini, hesap gününü, mizanı düşünmek, temiz olarak fuyuzatı ilahiyyeye nail olmaktır. İhramsız hac ve umre yapılamaz.

İhramın Sahih Olmasının Şartları
1- Niyet etmek.
2- Telbiye getirmek veya telbiye yerine geçen bir zikirde bulunmak.
Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikamette arzın son hududuna kadar devam eder”.(Tirmizi, Hac, 14/828.)

İhramın Vacibleri
1- Mikat hududunu geçmeden ihrama girmek.
2- İhramın yasaklarından korunmak

İhramın Sünnetleri
1- İhrama girmeden önce, koltuk altı ve kasıkkıllarını temizlemek, tırnak kesmek ve güzel koku sürünmek.
2- İhrama girerken gusletmek veya abdest almak.
3- Erkekler,izar ve rida denilen iki parça örtüye sarınmak.
4- İhrama niyyet ettikten sonra kerahet vakti değilse iki rek’at ihram namazı kılmak.
5- İhramlı bulunduğu surede her fırsatta telbiye söylemek.
6- Telbiyeyi üç defa tekrarlamak.
7- Telbiyeden sonra teşrik tekbiri, salevat-ı şerife, dua ve niyazda bulunmak.

İhram’ın Müstehapları
1- Gusul’e ihram için niyet etmek.
2- İhramın beyaz, yeni veya yıkanmış olması
3- Nalin veya naline benzeyen terlik giymek
4- Misvak kullanmak.
5- Saclarını taramak.
6- Bıyıklarını sünnete uygun kesmek.

İhram’ın Mübahları
1- Kan aldırmak.
2- Kıl koparmadan vücudun herhangi bir yerini veya başını kaşımak.
3- Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak.
4- Sıcaktan korunmak için bir ağaç, ev, çadır altına sığınılabileceği gibi, başa değdirmeden şemsiye taşımak.
5- Kemer takmak, silah kuşanmak, yüzük ve saat takmak, kokusuz sürme çekmek.
6- Topukları ve üzeri açık ayakkabı giymek.
7- Diş çektirmek, iğne vurdurmak.
8- Kollarını giymeden palto veya ceket gibi bir elbiseyi omuza almak.
9- Yorgan, battaniye veya herhangi bir örtü ile, yüz ve baş hariç vücudun diğer kısımlarını örtmek.

İhram’ın Yasakları
Bir kimse hac veya umre için niyyet edip, telbiye yapmakla ihrama girmiş olur. İhramdan çıkıncaya kadar kendisine bazı fiil ve davranışlar haram olur. Bu haramlara ihram yasakları denir.

A- İhramlının kendi vücudu ile alakalı yasaklar:

1- Koku sürünmek,
2- Kokulu sabun kullanmak,
3- Traş olmak, bıyıkları kesmek,
4- Süslenmek maksadıyla kına sürmek, ruj ve oje gibi maddeler kullanmak,
5- Tırnakları kesmek,
6- Vücudundan herhangi bir yerinden kıl koparmak veya kesmek.
7- Kasık ve koltuk altı kıllarını yolmak veya traş etmek.

B- Giyim kuşam ile alakalı (erkeklere) yasaklar:

1- Başa takke giymek veya sarık sarmak,
2- Pantolon, palto, gömlek gibi dikişli elbiseler giymek.
3- Çorap, eldiven veya üstu ve topukları kapalı ayakkabı giymek.

C- Cinsi yasaklar:

1- Cinsi münasebette bulunmak,
2- Öpüşüp, oynaşmak,
3- Cinsi münasebete sebep olabilecek söz, fiil ve davranışlarda bulunmak.

D- Başkalarına zarar veren yasaklar:

1- Kavga etmek,
2- Münakaşa ve mücadelede bulunmak,
3- Sövüp saymak, hakaret etmek, gönül kırmak.

E- Harem bölgesi ile alakalı yasaklar:

1- Kendiliğinden biten yeşil otları ve ağaçları koparmak, budamak, ezmek,
2- Zararsız hayvanları öldürmek. (Muhit-i Burhani, 2/458.)

F- Kara hayvanlarının avı ile alakalı yasaklar:

1- Eti yensin veya yenmesin her turlu kara hayvanını avlamak,
2- Avcıya işaretle bile olsa yardımda bulunmak,
3- Av hayvanlarına zarar vermek.
<br< <b=””>İhram’a Nerede Girilir?
İhrama girmek için muayyen yerler vardır.
Bunlara “Mikat mahalli” denir. Beytullah’a ulaşmak isteyen afakinin, Kabe-i Muazzama’ya ta’zim icin ihramlı olması ve mikat mahallinden ihrama girmesi lazımdır. Mikat hususunda insanlar üç kısımdır:
1- Afaki olanlar: mikat mahallerinin dışından gelenlerdir.
2- Hill ehlidir: mikat mahalleri ile harem arasında ikamet edenler.
3- Harem ehlidir: Mekke ve civarında ikamet edenler.

İhram’a Nasıl Girilir?
İhrama girecek kimse evvela tırnaklarını keser, koltuk altı ve kasık kıllarını temizler, gerekiyorsa saç ve sakal traşı olup, bıyığını düzeltir. Mümkünse gusleder. Gusletme imkanı yoksa yalnız abdest alır. İhrama girerken yapılacak gusul sunnet-i müekkededir. Bu gusul, hadesten taharet için değil, maddi temizlik içindir. Bu bakımdan hayız ve nifas halindeki kadınlar da gusledebilirler. Gusülden sonra vücutta renk ve iz bırakmayan güzel bir koku sürünür. Vücud sadece izar ve rida ile örtülür.
Baş açık ve ayaklar çıplak bırakılır. Ancak ayaklarına topukları ve üzeri açık terlik giyer. İzar ve ridaya büründükten sonra 2 rekat namaz kılar: Birinci rek’atta Fatiha-i Şerife’den sonra Kafirun suresini, ikinci rek’atta Fatiha-i Şerife’den sonra ihlas suresini okur. Namazdan sonra kıbleye dönüp hac veya umreden hangisine niyet edecekse ona niyet eder. (Vekil ise falan kimse adına der) Ara vermeden 3 kere:
“Lebbeyk, Allahumme lebbeyk, lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel-hamde ve’n-ni‘mete leke ve’l-mülk. La şerike Lek.” diye telbiye getirip peşinden tekbir ve Salavat-ı şerife okur. Boylece ihrama girilmiş olur. Artık yol boyunca telbiye, Peygamber Efendimiz’e bol bol salavatlar getirilir, dualar yapılır; zikir, tesbih ve tehlilde bulunulur. Farz namazların ardından da çokça telbiye getirilir. Telbiyeleri yüksek sesle söylemek, erkekler için müstehaptır. Kadınlar seslerini yükseltmeden söylerler.

Hanımların İhramı
İhram ile alakalı aşağıdaki hususların haricinde kadınlar da erkekler gibidir.
1. Her türlü dikişli elbise, eldiven, çorap ve mest giyebilirler. Başlarını örtebilir, fakat yüzlerini açık bulundururlar.
2. Telbiyede seslerini yükseltmezler.
3. Tavafta remel de bulunmaz ve sa’yda hervele yapmazlar.
4. Başlarını tahlik yani kökten kazıtmazlar ancak kısaltırlar.
5. İzdiham varsa Hacer-i Esved’i öpmeden istilam ederler. Erkekler topluluğundan kaçarlar.İzdihamlı zamanlarda Makam-ı İbrahim’in yanında namaz kılmazlar.
6. Hayız ve nifas halinden dolayı veda tavafını terk ettiği veya ziyaret tavafını tehir ettiğinden kurban kesmeleri gerekmez. (Lubab Şerhi s.78)

İhramdan Nasıl çıkılır?
İhramdan çıkmak için erkekler saçlarını ya ustura ile tıraş ettirirler veya en az saçlarının dörtte birini, parmak uçları kadar (1,5-2 santim) kısalttırırlar. Başı tıraş ettirmek, kısalttırmaktan efdaldir. Kadınlar ise tıraş olmazlar, saclarının uçlarından 1-2 santim kısaltırlar. Böylece ihramdan çıkmış olurlar.

Tavaf nedir, nasıl yapılır ?

Tavaf, Haceru-l Esved’in bulunduğu köşeden başlayarak Kabe’yi solumuza alıp, etrafında yedi defa dolaşmaktır. Kabe-i Muazzama’nın etrafında her bir dolanmaya şavt denir. 7 şavt bir tavaf olur.
Her tavafın yapılışı aynıdır. Aradaki fark, niyeti tayindedir. Bu bakımdan tavaf yapacak olan kimse niyetiyle tavafın nev’ini belirler.
Ziyaret tavafı: Haccın rükünlerinden olan farz tavaftır. Yapılış zamanı, Kurban Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşundan itibaren ömrün sonuna kadardır. Ancak bu tavafın, kurban bayramı günleri içinde (üçüncü günü güneş batmazdan evvele kadar) yapılması vacibdir. Üçüncü günden sonraya bırakılması halinde ceza kurbanı vacibdir. Tamamıyla terki halinde ise hac bozulur, fasit olur.

Tavafın Nevileri
1- Kudüm tavafı: Hacc-ı ifrad ve hacc-ı kıranda bulunan afakiler (Mekke-i Mukerreme’nin dışından gelenler) için sünnettir.
2- Ziyaret tavafı: Haccın farz olan tavafıdır.
3- Veda tavafı: Afakiler üzerine vacib olan tavaftır.
4- Umre tavafı: Umrenin farzlarından olan tavaftır.
5- Nezir tavafı: Nezir edilen (adanan) tavafdırki vacibdir.
6- Tahiyyetül-mescid tavafı: Mescid-i Haram’a ne zaman girilirse yapılması sünnet olan tavaftır.
7- Nafile tavaf: Farz veya vacib tavafların dışında bir Müslümanın dilediği kadar yapabileceği tavaftır.

Tavafın Vacipleri
1. Hadesten taharet (cünüp ise gusletmek, abdestsiz ise abdest almak).
2. Setr-i avret.
3. Özürlü değilse tavafı yürüyerek yapmak.
4. Tavafa Hacer-i Esved veya hizasından başlamak.
5. Tavafı Kabe’yi sol tarafına alıp rukn-u Iraki yönüne ilerleyerek yapmak.
6. Tavaf› Hatim’in dışından yapmak.
7. Tavaf bitince iki rek’at tavaf namazı kılmak.
8. Tavafı yedi şavta tamamlamak.
9. Ziyaret tavafını bayram günlerinde yapmak. Tavafın vaciblerinden herhangi birinin terki, cezayı gerektirir. Tavaf yeniden yapılırsa ceza düşer.

Tavafın Sünnetleri
1- Necasetten taharet.
2- Tavafa başlarken, Hacerü’l-Esved’in hizasına, Rukn-i Yemani tarafından gelmek.
3- Tavafa başlarken ve her şavtın sonunda Hacer-i Esved’i istilam etmek.
4- Sonunda sa’y olan tavaflarda erkeklerin ıztıba ve remel yapması
5- Şavtları ara vermeden yapmak.
6- Tavaf esnasında zikir, tekbir, tehlil ve dua ile meşgul olmak.
7- Ziyaret tavafını bayramın birinci günü yapmak.
8- Tavafa başlarken Hacer-i Esved’in karşısında “Bismillahi Allahü ekber” derken ellerini kaldırmak.Tavafın sünnetlerinin mazeretsiz terki mekruhtur.
Fakat mazeretsiz de terkedilmiş olsa cezayı gerektirmez.

Tavafın Yapılışı
Hangi tavaf yapılacaksa, ona niyet edilir. Rukn-i Yemani tarafından Hacer-i Esved’in bulunduğu yere gelinir. Mümkünse tekbir ve tehlil ile Hacer-i Esved öpülür. Mümkün olmadığı takdirde, Hacer-i Esved’e dönülür ve “Bismillahi Allahü ekber” diyerek istilam yapılıp, sağ elin içi öpülür. Daha sonra tekbir, tahmid ve salavat getirilir. Tavaf esnasında telbiye getirilmezİstilamdan sonra Kabe sol tarafa alınaraktavafa başlanır. Her dönüş bir şavttır. Yedi şavt bir tavaftır.
Kabe’nin kapısında ve rükünlerin her birinde duaları okunur, salat u selam, tekbir ve tehliller getirilir. Tavaf, Hatim’in dışından yapılır. Rukn-i Yemani’ye gelince el sürülür veya selamlama yapılıp, el öpülmez. Hacer-i Esved’e gelince tekrar istilam edilir. Birinci şavt tamamlanmış olur. Hanımlar, dua, tekbir ve tehlillerde seslerini yükseltmezler. Tavaflarını en tenha yerden yaparlar.Tavaf bittikten sonra mümkünse Makam-ı İbrahim’de, değilse Mescid-i Haram’ın müsait bir yerinde, kerahet vakitleri haricinde iki rek’at tavaf namazı kılınır. Bu namaz vacibdir. Birinci rek’atta Kafirun, ikinci rek’atta ihlas sureleri okunur.
Tavaf namazi kerahet vakitlerinde kılınmaz. Akşamın farzından sonra, önce tavaf namazı, sonra da akşamın sünneti kılınır. Tavaf namazından sonra, Kabe-i Muazzama’ya dönerek ayakta bol bol zemzem içilir,ihlas ve samimiyetle dua edilir.

Tavaf Duaları

Say nedir? ve Nasıl yapılır?

Sa’y; hac ve umrenin menasikinden olup, Safa ile Merve arasında yedi defa gidip gelmektir. Allahü Teala, Hacer Validemizin itaat ve sadakatine ithafen umre ve hac yapan herkese onun gibi sa’yi vacib kıldı.

Sa’yın Vacipleri
1- Sa’yi yürüyerek yapmak (Hasta, yaşlı ve sakat olanlar arabaya binebilirler). 2- Sa’yi yedi şavta tamamlamak.

Sa’yın Sünnetleri
1- Tavaf bitince ara vermeden sa’ye başlamak.
2- Necasetten taharet
3- Hadesten taharet.
4- Sa’ye giderken Hacer-i Esved’i istilam etmek.
5- Her şavtta Safa ve Merve tepelerinde, Kabe’nin görülebileceği yere çıkmak.
6- Safa ve Merve’de Kabe’ye donerek tekbir, tehlil ve dua etmek.
7- Erkekler iki yeşil direk arasında “hervele” yapıp, diğer kısımlarda yavaş yürümek.
8- Bütün şavtları ara vermeden yapmak.
9- Sa’y esnasında tekbir, tehlil ve dua ile meşgul olmak.

Sa’yın Yapılışı
Hacer-i Esved istilam edildikten sonra Safa’ya gidilir ve niyet edilir. Safa tepesine çıkınca Beytullah’a dönülür. Duada olduğu gibi eller kaldırılır. Hamd ve sena edilir. Üç defa tekbir getirilir. Tehlilde bulunulur. Salevat-ı şerife getirilir.Kendisi ve Müslümanlar için dua ettikten sonra, dualarla Merve’ye doğru yavaş, yavaş yürünür.
Yeşil direğe gelince ‘Hervele’ yapılıp, ikinci yeşil direğe kadar koşulur. İki yeşil direk arasında şöyle dua edilir:

İkinci yeşil direkten sonra normal şekilde yürünür. Merve’ye gelindiği zaman Beytullah’a dönülür. Safa’da olduğu gibi tekbir, zikir ve dua edilir. Böylece sa’yın birinci şavtı tamamlanmış olur. Aynı şekilde Safa’dan Merve’ye dört gidiş, Merve’den Safa’ya üç dönüş olmak üzere, yedi şavt yapılınca sa’y tamamlanmış olur.
Sa’ydan sonra Mescid-i Haram’da iki rek’at namaz müstehabtır. Merve’de namaz kılınmaz.

Hac ile alakalı bazı terimler

Beyt-i Mamur: Meleklerin Kebesi.

Mescide-i Haram: Mekke-i Mükerreme’nin ortasında Kabe-i Muazzama’nın bulunduğu Mescid-i Şerif’dir.

Hac: Hususi mekanı, hususi zamanda, hususi fiille ziyaret etmektir.

Hacc-ı ifrad: Umresiz yapılan hacdır.

Hacc-ı Temettu: Aynı senenin hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla eda etmektir.

Hacc-ı Kıran: Bir ihramla umre ve haccı beraber yapmaktır.

Hac ayları: Şevval, Zilkade ve Zilhicce’nin ilk on günüdür.

Menasik-i Hac: Hac fiilleri; haccın farzları, vacipleri ve sünnetleri.

Hacc-ı Mebrur: insanlara ikram ederek, güzel konuşarak ve günah karıştırmadan yapılan makbul hacdır. Alameti, hacdan, üzerinde bulunduğu halden daha hayırlı olarak gelmek ve günahlara dönmemektir.

Umre: ihramlı olarak Beytullah’ı tavaf etmek, Safa ile Merve arasında sa’y etmektir.

İhram: Niyet ve telbiyeden ibarettir ki, hacca yahut umreye ve kırana göre her ikisine niyyet ederek harama dahil olmaktır.

İzar: Peştamal gibi belden aşağıya tutulan örtü.

Rida: Peştamal gibi omuzdan örtülen havlu veya benzeri örtü.
9 Nimet-i İslam.
Tehlil:

“La ilahe illa’llahu vahdehu la şerike leh, lehu’l-mulku ve lehu’l-hamdu ve huve ala kulli şey’in kadir.”
Temcid:

“La havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim”.
Hatim: Kabe’nin kuzeyinde yarım daire şeklindeki duvar.

Hicr: Kabe’nin, hatimle cevrilmiş olan kısmıdır. Kabe’den sayıldığı için tavaf Hatim’in dışından yapılır.

Hacer-i Esved: İçerisinde insanların ruhlar aleminde verdikleri ahitlerinin bir nushasının bulunduğu,Cennet-i Ala’dan gelmiş bembeyaz ve büyükçe bir yakuttur. Aslında bembeyaz iken günahkarların ellerini ve yüzlerini sürmelerinden dolayı siyahlaşmış ve Hacer-i Esved denilmiştir.

Mültezem: Hacer-i Esved’in konulduğu köşe ile Kabe’nin Kapısı arasıdır. Duaların makbul olduğu yerlerdendir.

Makam-ı İbrahim: İbrahim Aleyhisselam’ın ayak izlerinin üzerinde aşikar olarak görüldüğü mübarek bir taşdır.

Mizabu’r-rahme: Altın oluk.

Zemzem: Cebrail Aleyhisselam’ın çıkardığı mübarek sudur.

Şavt: Kabenin etrafını bir defa dolaşmaya denir.

Tavaf: Kabe-i Muazzama’nın etrafında yedi defa dolaşmaktır. Yani yedi şavta, bir tavaf denir.

Tavaf-ı Kudum (Kudum Tavafı): Mekke-i Mükerreme’ye varılınca yapılan tavaftır. Bu tavaf, afakiler (Mekke dışından gelen) için sünnettir.

Tavaf-ı ifaza (Ziyaret Tavafı): Arafat’tan inildikten sonra yapılan farz tavaftır.

Tavaf-ı Sader (Veda Tavafı): Afakiler için Mekke-i Mukerreme’den ayrılmazdan önce yapılan vacip tavaftır. Hac fiilleri bununla tamam olur.

Izdıba: Sonunda sa’y olan tavafa başlamazdan evvel rida’nın bir ucunu sağ koltuk altından gecirip, sol omuz üzerine atmaktır. Böylece sağ omuz ve kol ihramın dışında kalır. Kendinden sonra sa’y olan tavafların her şavtında erkeklere sünnettir.

İstilam: Tavafa başlarken ve tavaf esnasında Hacer-i Esved’in hizasına her gelişte dönerek namaza durur gibi iki eli kulak hizasına kaldırıp “Bismillahi Allahu Ekber, la ilahe illallahu vallahü ekber” diyerek hacer-i esvede elini koyarak öpmektir. Bu mümkün olmuyorsa el işareti ile uzaktan selamlayıp sağ elin içini öpmektir.

Remel: Izdıba halinde ilk üç şavtta adımlar kısaltılmak ve omuzlar silkelenmek suretiyle süratli ve çalımlı yürümektir. Diğer dört şavtta normal olarak yürünür.

Safa ve Merve: Mescid-i Haram’ın doğusunda, sa’yin yapıldığı 350 m. aralıklı iki tepedir.

Sa’y: Safa’dan Merve’ye dört gidiş, Merveden Safa’ya ise üç geliş olmak üzere yedi şavttır. Sa’y, haccın ve umrenin vaciplerindendir.

Hervele: Erkeklerin, Safa ile Merve arasında her geliş ve gidişte iki yeşil direk arasında koşmalarıdır.

Vakfe: Arefe günü öğle namazından sonra Bayram günü fecir tulu edinceye kadar bir anda olsa Arafta bulunmaktır. Bir de Müdelife vakfesi vardır ki bayramın birinci günü imsak ile güneşin doğması arasında Müzdelife sınırları içerisinde bulunmaktır.

Arafat: Mekke-i Mükerreme’nin güney doğusunda yaya altı saatlik (25 km) mesafede bulunan bir mevkidir. Haccın rüknünden biri olan Arafat vakfesi orda yapılır.

Müzdelife: Mina ile Arafat arasında Harem sınırları içerisinde bir bölgenin adıdır.

Meş’ar-i Haram: Müzdelife’deki Kuzah tepesidir.Şimdi üzerine mescit yapılmıştır.

Mina: Harem sınırları içerisinde, Kabe ile Müzdelife arasında bir mevkidir. Mescid-i Haram’a 6,5 km mesafededir. Cemreler (şeytan taşlanacak yerler) Mina’dadır.

Cemre: Ufak taş veya ufak taş yığını.

Cemre-i Ula: Cemrelerden Mina tarafında olanıdır.

Cemre-i Vusta: İkinci cemre.

Cemre-i Akabe: Mekke-i Mükerreme tarafında bulunan cemredir. Halk dilinde cemrelere sıra ile “küçük şeytan, orta şeytan, büyük şeytan” denilir.

Remy-i Cimar: Cemrelere ufak taş atmaktır.

Hedy: Harem bölgesinde, Hac ile alakalı olarak kesilen kurban olup Minada kesilmesi sünnettir.

Udhiyye: Kurban bayramında belirli şartları haiz kimselerin kesmesi vacib olan kurban.

Cinayet: Hacda cezayı icabeden fiil ve davranışlar.

Dem: Koyun ve keçi cinsinden olan kurban.

Bedene: Deve ve sığır cinsinden olan kurban.

Harem: Mekke-i Mükerreme ve civarıdır ki hududları tayin edilmiş ve nişan dikilmiştir.

Hill: Harem ile mikat sınırları arasında kalan yerlerdir.

Mikat: İhram için belirlenmiş yerler olup ihramsız geçmek caiz değildir.

Mekki: Mikat dahilinde ikamet edenlerdir.

Afaki: Mikat haricinden Mekke’ye gelenlerdir.

Eyyam-ı Teşrik: Zilhicce’nin on birinci, on ikinci ve on üçüncü günleridir. Bu günlerde teşrik tekbirleri getirildiği için teşrik günleri denilmiştir.

KÜLTÜR TURLARI

Kadim Şehir Kudüs…

İlk yerleşimlerin M.Ö. 3000’li yıllarda başladığı kabul edilen mukaddes şehir Kudüs, bugün İslam dünyasının yetim ve mahzun şehridir. Kudüs, kadim tarihinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Şehrin bilinen ilk sakinleri Sami asıllı Kenan milletidir.

Defalarca kuşatılan, sayısız defa yıkılan ancak tekrar inşa edilen Kudüs; Mısır Krallığı, Hz. Davud Dönemi, Hz. Süleyman Dönemi, Yahuda Krallığı, Babil Krallığı, Pers İmparatorluğu, Makedonya İmparatorluğu (Büyük İskender), Roma İmparatorluğu, Bizans Devleti, Sasaniler, İslam Devleti (Hz. Ömer dönemi), Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Eyyübiler, Moğollar, Memlük Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu gibi pek çok dönem ve devlete ev sahipliği yapmıştır. Yaklaşık olarak 250 yıl boyunca Memlük idaresinde kalan Kudüs şehri 1516 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere için Hadim-ül Haremeyn (Harem’in Hizmetçisi) anlayışını benimseyen Osmanlı İmparatorluğu, Kudüs için de aynı hissiyatı gözetmiş ve bu mukaddes belde Osmanlı idaresinde en müreffeh ve huzurlu günlerini yaşamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu Kudüs’ü tam bir hoşgörü politikasıyla yönetmiş, şehirdeki hiçbir milletin inanç ve gelenekleri yok sayılmamıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Yafa Kapısı’nın üzerine “Lâ İlâhe İllallah, İbrahim Halîlullah” yazdırılmış ve üç dinin ortak atası olan Hz. İbrahim öne çıkarılarak burada yaşayan diğer dinlere mensup milletler de gözetilmiştir. 1917 yılında Osmanlı idaresinden ayrılan bu görklü ve kutlu şehir; bugün hasretle eski müreffeh ve huzurlu günlerine yeniden kavuşmayı beklemektedir.

PARA BİRİMİ
USD Amerika Birleşik Devletleri (ABD) doları
Open chat
Merhaba
Nasıl yardımcı olabilirim ?
Powered by